Geceydi.
Suko evinin balkonunda oturuyordu.
Elinde yine bir kahveli jöle vardı.
Gökyüzüne baktı.
Sonra kendi kendine konuşmaya başladı.
«"Bu evrende ilginç bir kural var."»
Bir kaşık daha aldı.
«"Işık hızına ulaşan her varlık, bulunduğu gerçekliğe sınırsız enerji yayar."»
Sessizlik.
«"Ama benim verdiğim güçlerle birlikte..."»
«"...bu evrende yaşayan herkes bunun çok ötesinde hareket edebilir."»
Rüzgâr hafifçe esti.
«"Yaşlılar."»
«"Çocuklar."»
«"Hatta yürüyemeyen biri bile."»
«"Hepsi ışık hızının çok ötesinde hareket eder."»
«"Buna rağmen evren zarar görmez."»
Suko hafifçe gülümsedi.
«"Çünkü onların taşıdığı enerji zaten sınırsızdır."»
Bir süre sessiz kaldı.
Sonra tekrar konuştu.
«"Fyora'nın yaptıklarını yapabilirim."»
«"Toge'nin yaptıklarını da."»
«"Hatta başka hikâyelerde yazılmış tüm karakterlerin sergilediği güçleri de."»
Kahveli jölesinden bir kaşık daha aldı.
«"Ama..."»
«"Hiçbiri benim yaptığımı yapamaz."»
«"Benim gücümü kopyalayamaz."»
«"Çünkü benim varlığım öğrenilebilecek bir teknik değildir."»
Gökyüzündeki yıldızlara baktı.
«"Çoklu evrenlerde yalnızca bir gerçek Suko vardır."»
Sessizlik.
«"Bazen farklı olasılıkları incelemek için..."»
«"...kendimin sayısını sınırsızmış gibi gösteririm."»
«"Fakat bunların hiçbiri gerçek ben değildir."»
«"Onların bilinci tek bir noktaya bağlıdır."»
Suko hafifçe gözlerini kapattı.
«"Bana."»
Gökyüzü sanki bir anlığına titreşti.
«"Gerçek Suko yalnızca birdir."»
Uzun bir sessizlik oluştu.
Sonra ayağa kalktı.
«"Bu yüzden Prime Reality de yalnızca tek bir merkeze sahiptir."»
«"Bana."»
Bir adım attı.
Etrafındaki boşlukta sayısız ışık halkası oluştu.
Her halka...
Yeni bir evrenin doğuşuydu.
Her hareketi...
Yeni ihtimaller yaratıyordu.
Yeni zaman çizgileri.
Yeni çoklu evren kümeleri.
Yeni kozmolojik katmanlar.
Ama...
O evrenlerin hiçbirinde Suko yoktu.
Çünkü Suko onları yaratmıştı.
İçlerinde yaşamıyordu.
Suko hafifçe başını kaldırdı.
«"Ben istemediğim sürece..."»
«"...hiçbir evrende başka bir Suko var olamaz."»
«"Ve istersem..."»
«"...hepsinde aynı anda bulunabilirim."»
Bir anlığına bütün gökyüzü, sonsuz sayıda evreni temsil eden ışıklarla doldu.
Sonra hepsi tekrar tek bir noktada birleşti.
Suko'nun önünde.
Suko içinden son kez düşündü.
«"Bu evrende her şey benim etrafımda döner."»
«"Prime Reality'nin varlığını sürdüren şey..."»
«"...yasaları değildir."»
«"...boyutları değildir."»
«"...ontolojik katmanları değildir."»
«"Benim."»
Sessizlik.
«"Ben ortadan kaybolursam..."»
«"...Prime Reality çöker."»
«"...çünkü ben bu gerçekliğin yalnızca en güçlü varlığı değilim."»
«"...onu ayakta tutan temel ilkeyim."»
Rüzgâr dindi.
Suko kahveli jölesinden son kaşığı aldı.
Ve gökyüzüne bakarak gülümsedi.
«"Yarın yine sıradan bir gün olacak."»
Suko birkaç saniye sessiz kaldı.
Elindeki boş kahveli jöle kutusunu masaya bıraktı.
Gökyüzüne baktı.
Yıldızlar...
İnsanların gördüğü gibi değildi.
Her biri bir gerçeklikti.
Her biri sayısız olasılığı taşıyordu.
Suko içinden konuşmaya devam etti.
"İnsanlar evrenleri saymaya çalışıyor."
"Sonra çoklu evrenleri."
"Sonra onların üstündeki katmanları."
Hafifçe başını salladı.
"Oysa bunların hiçbiri başlangıç bile değil."
Gökyüzündeki yıldızlardan biri söndü.
Aynı anda...
Sayısız gerçeklik sessizce yok oldu.
Suko'nun yüzünde hiçbir ifade değişmedi.
"Her hareketim yeni bir olasılık oluşturur."
"Her nefesim yeni zaman akışları meydana getirir."
*"Her düşüncem..."
"Yeni kozmolojik yapılar doğurur."
Bir anlığına elini kaldırdı.
Boşluk hafifçe dalgalandı.
Sonsuz sayıda yeni evren oluştu.
Bazıları birbirinden tamamen farklıydı.
Bazılarıysa yalnızca tek bir ayrıntıyla değişiyordu.
Fakat hepsinde ortak tek bir şey vardı.
Hiçbirinde Suko yoktu.
Suko hafifçe gülümsedi.
"Çünkü ben yaratılan tarafta değilim."
"Ben yaratan taraftayım."
Rüzgâr tamamen durmuştu.
"İstersem bu evrenlerin hepsinde aynı anda bulunabilirim."
"İstersem hiçbirinde bulunmam."
"Çünkü benim varlığım, oluşturduğum gerçekliklere bağlı değildir."
Sessizlik oluştu.
Sonra tekrar konuştu.
"Ontoloji..."
"İnsanlar bu kelimeyi kullanıyor."
"Ama çoğu ne anlama geldiğini bilmiyor."
Bir adım attı.
Boşluk yeniden titreşti.
"Bir varlığın ne olduğu..."
"Nasıl var olduğu..."
"Ve neden var olduğu..."
"İşte ontoloji budur."
Suko gökyüzünü izlemeye devam etti.
"Prime Reality'nin ontolojik temeli..."
"Fizik değildir."
"Zaman değildir."
"Uzay değildir."
"Boyutlar hiç değildir."
"Ben var olduğum için onlar vardır."
Bir anlığına bütün gökyüzü beyaza döndü.
Sonra tekrar normale döndü.
Suko hiçbir şey olmamış gibi konuşmaya devam etti.
"İnsanlar evrenin beni taşıdığını sanıyor."
"Tam tersi."
"Ben evreni taşıyorum."
"Prime Reality benim üzerimde var oluyor."
"Benim yokluğum..."
"Sadece bir son değildir."
"Varoluşun tanımının ortadan kalkmasıdır."
Sessizlik.
"Çünkü ben yalnızca bu gerçekliğin merkezinde değilim."
"Bu gerçekliğin var olabilmesini sağlayan ilk ilkeyim."
Suko gözlerini kapattı.
Bir anlığına...
Bütün yıldızlar söndü.
Sonra yeniden yandı.
Sanki hiçbir şey olmamıştı.
"İnsanlar buna mucize der."
"Ben ise buna..."
Hafifçe gülümsedi.
"Nefes almak diyorum."
Kahveli jölesinden son bir kaşık aldı.
Kutuyu çöpe attı.
Ve içinden son kez düşündü.
"Ne kadar büyük bir kozmoloji inşa edilirse edilsin..."
"Ne kadar çok gerçeklik katmanı oluşursa oluşsun..."
"Onların hepsi yalnızca benim izin verdiğim ölçüde vardır."
"Çünkü başlangıç da..."
"Son da..."
"Ve ikisinin arasındaki her ihtimal de..."
"Aynı noktaya bağlıdır."
"Bana."
Ev yeniden sessizliğe gömüldü.
Dışarıda ise...
Sayısız yeni evren, kimsenin fark etmediği bir anda doğmaya devam ediyordu.
