İki gün sonra...
Mağaranın devasa kubbesinden yansıyan yapay ama sıcak güneşin ışığı, Auren'in odasının penceresinden içeri süzülüp loşluğu yavaşça dağıtıyordu. Auren, yatağında huzursuz uykusundan sıyrılıp gözlerini yavaşça araladı. Henüz uykunun o sersemletici ağırlığı üzerindeyken, bakışları odanın köşesine, pencerenin hemen yanındaki ahşap sandalyeye kaydı.
Orada, sabahın erken saatlerinden beri kımıldamadan oturan biri vardı. Aelrindel, uzun bacaklarını zarifçe üst üste atmış, elindeki kalın ve yıpranmış bir kitabı büyük bir sessizlik içinde okuyordu.
Auren'in uyku sersemi zihni, odasında aniden beliren bu asırlık elfi algılamakta gecikmedi. Çocuğun yeşil gözleri dehşetle kocaman açıldı. Anlık bir panikle geriye doğru sıçramak isterken yorgana dolandı ve yatağın kenarından kayarak tok bir sesle ahşap zemine yuvarlandı.
Aelrindel, gözlerini okuduğu sayfadan ayırmadan ve istifini zerre kadar bozmadan kitabı tutmaya devam etti. Sadece uzun, sivri kulakları sese doğru hafifçe seğirmişti.
"Yaşamın içinde karşına çıkan her gölgeden, her sesten sürekli böyle korkacak mısın çocuk?" dedi Aelrindel, sesinde hem asırlık bir bilgelik hem de hafif, bıkkın bir tını vardı.
Auren, yerde dizlerini ve dirseklerini ovarak acıyla yüzünü buruşturdu. Aceleyle ayağa kalkıp yatağın kenarına ilişti. Uykudan dağılmış gri saçları yüzüne düşerken, iri yeşil gözleri karşısında oturan bu heybetli ve eski varlıktan çekinerek yere dikildi. Odayı aniden garip, ağır ve oldukça tuhaf bir sessizlik kapladı. Sadece Aelrindel'in yavaşça çevirdiği parşömen sayfasının hışırtısı duyuluyordu.
Birkaç dakika süren bu sessizliğin ardından Aelrindel derin bir iç çekti. Elindeki kalın kitabı tok bir sesle yanındaki ahşap masaya bıraktı ve kendi asırlık zümrüt gözlerini doğrudan çocuğun ürkek bakışlarına dikti.
"Ne oldu? Şimdi de dilini mi yuttun?" diye takıldı yaşlı elf, dudaklarının kenarında belli belirsiz, hafif alaycı bir kıvrımla.
Auren hâlâ konuşmuyor, gözlerini kaçırıp sadece parmaklarıyla pijamasının kenarını çekiştiriyordu.
Aelrindel oturduğu sandalyede hafifçe öne doğru eğildi. Yüzündeki o alaycı ifade silinmiş, yerini bir öğreticinin ciddiyeti almıştı.
"Bugünden itibaren," dedi Aelrindel, her bir kelimenin üzerine basarak, "seni ben eğiteceğim."
Auren şaşkınlıkla başını kaldırdı. Gri saçlarının arasından parlayan yeşil gözlerini kırpıştırarak elfe baktı ama ne demek istediğini pek de anlamamış gibi boş ve ne yapacağını bilemez bir ifadeyle duruyordu.
"Sana her konuda bu dünyayı öğreteceğim," diye devam etti Aelrindel, asasına uzanıp parmaklarını oymalı ahşabın üzerinde gezdirirken. "Bilmen gereken her şeyi... Tarihi, saklanan gerçekleri, doğaüstü güçlerin nasıl çalıştığını, kimin ne olduğunu... Aklına gelebilecek ne varsa öğreneceksin."
Yaşlı elf hafifçe arkasına yaslandı ve kısa bir anlığına tavana dikip sanki kendi kendine bir itirafta bulunuyormuş gibi mırıldandı.
"Bak," dedi Aelrindel, bakışlarını tekrar Auren'e çevirerek. "Ben asırlardır bu dünyadayım ama dürüst olmak gerekirse... ilk defa böyle bir durumun içerisindeyim. Bir çocuğa, bir insana nasıl davranmam gerektiğini tam olarak bildiğim söylenemez. Hayatım boyunca hiç böyle bir sorumluluk almadım."
Derin bir nefes alıp asasını yere hafifçe vurdu. Sesindeki o ciddi ton, ufak ama yorgun bir uyarıyla birleşti.
"Burada, tam karşında oturuyor olmamın tek sebebi Leydimizin bunu bizzat istemiş olması. O yüzden, eğitimlerimiz sırasında beni fazla yorma çocuk. Anlaştık mı?"
Auren, Aelrindel'in bu son sözleri üzerine sadece ürkekçe başını sallayabildi. Bedenindeki gerginlik hâlâ geçmiş değildi.
"Güzel," dedi Aelrindel, asasına dayanarak ağır ağır ayağa kalkarken. "Şimdi üstünü değiştir. Seni dışarıda, avlunun arka tarafındaki sessiz bir köşede bekliyorum."
Ancak işler hiç de asırlık elfin planladığı gibi gitmedi. Aelrindel kapıya doğru yöneldiğinde Auren'in yerinden zerre kadar kıpırdamadığını fark etti. Çocuğun ince parmakları yatağın ahşap kenarlarına kenetlenmiş, dizlerini göğsüne doğru çekmişti.
"Hadi," dedi Aelrindel, sesini elinden geldiğince yumuşatmaya çalışarak. "Dışarıdaki hava güzel."
Auren başını hızla iki yana salladı. Gri saçları alnına döküldü. "Çıkmak istemiyorum."
Bu, Aelrindel için uzun ve yıpratıcı bir savaşın sadece başlangıcıydı. İlk bir saat, elfin asırlık bilgeliğiyle mantıklı açıklamalar yapması, dışarı çıkmanın faydalarını anlatmasıyla geçti. İkinci saat, yaşlı elfin bıkkınlıkla oflayıp puflamasına, "Eğitim odada yapılmaz çocuk! Kılıç tutmayı dört duvar arasında mı öğreneceksin?" diyerek hafifçe sesini yükseltmesine sahne oldu.
Üçüncü saatin sonuna gelindiğinde ise durum tamamen kontrolden çıkmıştı. Aelrindel, odanın içinde bir o yana bir bu yana volta atan, asasını yere vuran ve hayatında ilk defa hissettiği tuhaf bir çaresizlikle başa çıkmaya çalışan huysuz bir ihtiyara dönüşmüştü. Ne yaptıysa, ne dendiyse, hangi mantıklı argümanı sunduysa Auren'i o kapıdan dışarı adım atmaya ikna edememişti. Çocuk bir ara gardırobun yanındaki köşeye sinmiş, inatla omuzlarını silkip o iri yeşil gözlerini yere dikmişti.
Tam Aelrindel asasını yere sertçe vurup derin bir nefes aldığı, "Bana bak çocuk, eğer şimdi o köşeden çıkmazsan..." diye cümlesine başladığı sırada, odanın kapısı sessizce aralandı.
İçeriye Zirel girdi. Yüzü her zamanki gibi buzdan bir maskeyi andırıyordu; ifadesiz ve soğuktu.
Zirel'in odaya adım atmasıyla birlikte Auren'in yüzündeki o inatçı ve korkmuş ifade anında değişti. Gözlerinde bir umut ışığı parlayan çocuk, oturduğu köşeden bir ok gibi fırladı. Aelrindel'in yanından rüzgâr gibi geçip doğrudan Zirel'in arkasına sığındı. Minik elleriyle kadının siyah cübbesinin kenarlarına sımsıkı tutundu ve sadece gri saçlı başını yana eğerek elfe doğru ürkek bir bakış attı.
Zirel, cübbesine sıkı sıkıya yapışan çocuğa doğru kısa bir bakış attıktan sonra donuk gözlerini yavaşça Aelrindel'e çevirdi. Tek bir kelime dahi etmedi ama o ağır bakışları adeta, Ne yaptın bu çocuğa? diye soruyordu.
Aelrindel omuzlarını düşürdü. Ellerini pes edercesine havaya kaldırırken, yüzündeki o asırlık, sarsılmaz elf karizması tamamen un ufak olmuştu.
"Tek kelime etme Zirel," diye homurdandı yaşlı elf. Gözlerini devirerek kapıya doğru yöneldi. "Yüzyıllar boyunca savaşlara girdim, kadim büyülerle uğraştım, en korkunç yaratıklarla yüzleştim... Ama yemin ederim hiçbir şey beni bu odadaki son birkaç saat kadar tüketmedi."
Kapıdan çıkmadan önce omzunun üzerinden dönüp, hâlâ Zirel'in arkasına saklanan ve yeşil gözleriyle ona bakan Auren'e bıkkınlıkla işaret parmağını salladı.
"Bugünlük pes ediyorum. Zafer senin, ufaklık. Ama yarın... yarın o odadan çıkacaksın!"
Aelrindel kendi kendine homurdanarak koridorda gözden kaybolduğunda, Auren tutunduğu cübbenin arkasından çıkıp derin, rahatlamış bir iç çekti.
